Asya-Pasifik son yılların en sert jeopolitik gerilim hattına dönüşmüş durumda. Japonya’nın Tayvan konusunda yükselttiği ton, Çin’in sert karşılıkları, Güney Kore ve Filipinler’in hızla derinleşen ABD ittifakı derken bölge, küresel güç mücadelesinin yeni merkez üssü haline geldi. Washington’ın hem Çin ile devam eden ekonomik rekabeti hem de Rusya’ya karşı yürüttüğü geniş kuşatma stratejisi, Pasifik’te birbirini tamamlayan iki ayrı cephe yaratıyor.
ABD’nin güvenlik mimarisini nükleer denizaltı projeleri, yeni üs anlaşmaları ve askeri tatbikatlarla genişletmesi; Pekin’in ise Tayvan ve Güney Çin Denizi konusunda ‘kırmızı çizgi’ vurgusunu sertleştirmesi, taraflar arasındaki dengeyi daha da kırılgan hale getiriyor. Üstelik tarihsel hafızası güçlü olan Çin için Japonya’nın militarist tonunun yeniden yükselmesi sadece diplomatik bir anlaşmazlık değil; toplumsal tepkiyi de ateşleyen bir güvenlik meselesi.
Ekonomik rekabet, stratejik boğazlar, nadir elementler, adalar zinciri teorileri ve büyük güçlerin birbirini çevreleme hamleleri… Bütün göstergeler Pasifik’teki gerilimin geçici olmadığını, küresel düzenin yönünü belirleyecek bir güç hesaplaşmasına dönüştüğünü işaret ediyor.
Çin ile Japonya arasında Tayvan merkezli tırmanan jeopolitik gerilim ve bölge dengelerini, Şi Cinping – Donald Trump görüşmesinin Washington – Pekin hattındaki sonuçlarını Gazeteci Gökhun Göçmen’le konuştuk.
‘Tayvan Çin için kırmızı çizgi, geri adım yok’
Göçmen, Japonya’nın yeni Başbakanı Takaichi’nin Tayvan çıkışlarının Pekin’de tepkiyle karşılandığını belirterek Çin’in bu nedenle diyaloğu reddettiğini söyledi. Tayvan’ın Çin için kırmızı çizgi olduğunu hatırlatan Göçmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Çin Japonya’ya güvenmiyor; tarihsel hafıza bu krizi derinleştiriyor’
Çin’in Japonya’ya karşı gösterdiği sert tepkinin köklerinin 1949 sonrası işgal ve katliam hafızasında yattığını ifade eden Göçmen, Japonya’nın Tayvan’ı güvenlik meselesi ilan etmesinin Tek Çin ilkesine meydan okuma anlamına geldiğini belirterek gerilimin toplumsal boyuta da sıçradığını vurguladı:
“Meseleyi kısaca özetleyeyim: Çin Halk Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz. 1949 yılında iki paralel hadiseyle kuruldu bugünkü modern Çin. Nasıl kuruldu? Bir; Japon işgaline direnerek kuruldu. Yani emperyalizme bir savaş vererek kuruldu. İkincisi de bir iç savaş yaşadılar. İç savaşta da bir tarafta komünistler, diğer tarafta da milliyetçiler vardı. Komünistleri Mao-Zedong, Çin Komünist Partisi, yani bugünkü Çin. Milliyetçileri ise Kuomintang Partis, KMT yönetiyordu. Şimdi bugünkü konuştuğumuz meseleye bakacak olursak aslında ne görüyoruz? Japonya’yı gördük. Biraz sonra da Tayvan’a geleceğiz. Şimdi bu 1949 yılında Japonlar püskürtüldükten sonra ülkede bir iç savaş devam ediyordu. Bu iç savaşın neticesinde komünistler galip geldi ve yenilenler Tayvan Adası’na gitmek zorunda kaldılar. Uzunca süren müzakerelerin ardından önce Amerikalılar Tayvan’ı bir ülke olarak tanımladılar. Burada mesele aslında şuydu, Tayvan’a kaçanlar ‘Biz bir gün geri döneceğiz. Aslında Çin Cumhuriyeti biziz’ dediler. Komünistler de ‘Ne alakası var? Biz burada 500 milyon, anakarada yarım milyar insanız. Siz orada bir avuç insan. Nasıl olur da Çin’i, Çin Anakarası’nı temsil edersiniz?’ diye bir sürtüşme vardı. ABD, Batılılar bunu kendi pozisyonlarını güçlendirmek için kullandılar. Önce Tayvan’ı gerçek temsilci ilan ettiler. Ama arada epey olaylar yaşandı. Ama neticesinde, Çin’in temsilcisi Çin Anakarası’dır diye kabul etmek zorunda kaldılar. Birleşmiş Milletler’de Çinlilere sandalyesi verildi. Çin Komünist Partisi yani bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti ‘Eğer benimle ilişki kurmak isterseniz, diplomatik anlamda beni tanıyacaksanız. Tek Çin ülkesini kabul etmek zorundasınız’ dedi. Tek Çin ilkesi nedir? Tayvan Boğazı’nın iki yakası Çin’dir. Yani Çin Anakarası’yla Tayvan ayrılmaz bir bütündür, bunun da temsilcisi Çin’dir. Dolayısıyla bunu kabul etmeden Çin ile bir ilişki kurmak imkânsız. Şimdi Japonya’nın yeni seçilen liderleri Takaichi ‘Bizim için Tayvan meselesi bir ulusal güvenlik meselesidir. Bizim için bizim güvenliğimizin çekirdek unsurlarından bir tanesidir. Eğer Çin tekrar birleşmek amacıyla buraya müdahale ederse biz bunu kendi varlığımıza dönük bir tehdit sayarız’ dedi. Coğrafya olarak orada yakınlık falan görüyorlar ama… Çin için bu kırmızı çizgi. Dedim ya, bunu Türkiye de söylese, Fransa da söylese, Almanlar da söylese, buna Çinliler tepki verir. Çünkü diyorlar ki ‘Bütün uluslararası toplum bunu kabul etti. Bizim bir ulusal derleniş rüyamız var. Yani biz hala yarım kalan bir sayfadayız Çinliler olarak. Biz Anakara ve Tayvan boğazı Tayvan adasıyla birleşeceğiz’ diyorlar. Japonlar bunu söyleyince çok daha fazla sert tepki verdiler. Bir ara Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti vardı. Zaten orada Amerikan-Çin ilişkileri dibe kadar inmişti. Şimdi Japonların benzer tepkiler verdiğini gördüm. Bir; çok sert bir diplomatik açıklamalar. Bununla da yetinmediler; havadan, denizden tatbikatlara girdiler. Hem Tayvan boğazında gövde gösterisi yaptılar hem de Japonların halk iddia ettiği Senkaku Adaları çevresinde de gövde gösterisi yaptılar.
Peki neden Çinliler bu kadar sert tepki verdi? Aslında biraz önce anlattığım hikayede gizli. Neden? Çünkü Çinlilerin hafızasında Japonlar emperyalist ve katliamcı bir ulustur ve bunu zaten bütün tarihçiler, akli melekeleri yerinde olan herkes kabul ediyor. Nanjing’de bir soykırım yaptılar. 300 bin insanı öldürdüler. Çin’i işgal ettiler. Büyük, yayılmacı, emperyalist bir devletti; atom bombasıyla durdurulabildiler. Dolayısıyla Çinlilerin hafızasında, bunu çok fazla dile getirmeseler de Japon imgesi çok da hayra alamet değildir, güzel anılarla anlamaz, akıllara gelmez. Bunu yapması bir kere sadece devlette değil, toplum nezdinde de büyük bir sansasyon yarattı Çin’de. 500 bin uçuş iptal edildi. Çinliler önceden biletlerini almışlar, Japonya tatiline gidecek ya da iş ziyaretlerine bulunacak 500 bin kişi biletini iptal etti. Çin’deki sinemalarda gösterilen bütün Japon filmleri bir anda bıçak gibi kesildi; sinema sahipleri korkudan Japon filmlerini kaldırdılar. Dolayısıyla böyle bir atmosferden bahsediyoruz.”
‘Pekin’in tepkisi tesadüf değil, Japon militarizmi yeniden sahnede’
Göçmen, Çin’in Takaichi’nin çıkışına sert yanıt vermesinin ardında tarihsel işgal hafızası kadar, Japonya’nın son yıllarda hızla militarize olmasının bulunduğunu belirtti. Anayasa değişiklikleri ve artan savunma harcamalarının Tokyo’nun eski yayılmacı reflekslerini canlandırdığına dikkat çeken Göçmen, şunları kaydetti:
“Bir de Tayvan meselesi var. Japonya zamanında Tayvan’ı da kolonileştirmişti. Yani Tayvan’ın işgalci bir gücüydü. Ne zaman Japonlar Tayvan’ın Çin’e ait olduğunu kabul ettiler, ancak II. Dünya Savaşı’nda yenilince, Kahire Deklarasyonu imzalanınca, ‘Tamam, biz emperyalist rüyalarımızdan vazgeçiyoruz. Kabul ediyoruz ki Tayvan Çin’e aittir’ dediler. Dolayısıyla Takaichi’nin böyle bir cümle kurması, Çin’de ‘acaba Japonlar tekrar o emperyalist kodlarına, yayılmacı kodlarına geri mi dönüyor’ diye büyük bir öfkeyi beraberine getirdi. Evet, hep söylediğim gibi, bugün herhangi bir ülke de Japon liderin söylediklerini söylese Çinliler sert tepki verir ama bir askeri hazırlık içerisine de kolay kolay girmezler. Japonya’nın böyle bir özelliği var.
Aslında Çinlilerin bu kadar sert tepki vermesinin ardında da uzunca bir süredir palazlanmaya çalışan Japon militarizminin olduğunu da görelim. Çünkü bu adamlar Şinzo Abe döneminden bu yana, önce Anayasayı değiştirdiler, pasifist bir Anayasaları vardı, o Anayasayı değiştirdiler, arkasından gelen hemen hemen bütün liderler silahlanmaya ağırlık verdiler. Bunu işte Kişida da yaptı, İşiba da bunu yaptı, bütün Japon liderleri silahlandılar. Gayrisafi yurt içi hasılalarından savunmaya ayırdıkları bütçeleri arttırdılar. Şinzo Abe döneminde savunma amaçlı olan ordunun yurt dışına gönderilmesi dahil olmak üzere birçok reformlar yapıldı. Dolayısıyla Çinliler şunu görüyor; Japonların bugün sarf ettiği cümleler sadece boşboğazlıktan, gevezelikten ya da diplomatik anlamda kas göstermekten kaynaklanmıyor. Aynı zamanda bunların tarihten gelen ve bugün de güncellemeye çalıştıkları bir idealleri var ve bunun hazırlığını da yapıyorlar. Bunu aklımızda tutalım. Japonya bizim Türkiye’de ya da dünyanın birçok yerinde tanındığı gibi öyle etliye sütlüye karışmayan, dünyanın dört bir yanına fotoğraf makineleriyle turistler gönderen, çizgi filmler izleyen insanlar falan değil. Meraklılar biraz tarihi ve bugünkü güncel Japon siyasetini, Japonya’nın ABD ile ilişkisini biraz incelesinler.“
‘Takaichi içeride sıkıştı; şahin çıkışlarla koltuğunu korumaya çalışıyor’
Japonya’nın ilk kadın Başbakanı Takaichi’nin parti içindeki “yaşlı kurtlar” olarak bilinen 65 yaş üstü kadro tarafından desteklenmediğini, bıçak sırtı bir denge yürüttüğünü söyleyen Göçmen, bu nedenle Takaichi’nin Çin karşıtlığı ve Tayvan söylemini sertleştirdiğini, koltuğunu korumak için şahin bir çizgi izlediğini vurguladı:
‘ABD Asya-Pasifik’i istikrarsızlaştırıp Çin’den taviz koparmak istiyor’
Göçmen, Şi–Trump temasının Japonya’daki sert çıkışların gerçek yönlendiricisini açığa çıkardığını belirterek Washington’ın Çin ile ticaret müzakerelerinde üstünlük sağlamak için bölgeyi bilinçli biçimde gerdiğini söyledi. ABD’nin Güney Kore ve AUKUS benzeri adımlarla Çin’e karşı güvenlik baskısını artırdığını vurgulayan Göçmen, şunları kaydetti:
“Burada ABD’nin rolünün olduğu artık su götürmez bir gerçek. Neden şimdi Çin lideri Xi Jinping ABD başkanını aradı ve bu konuyu gündeme getirdi? Deyim yerindeyse ‘Ben bu kuklayı kimin oynattığını biliyorum. Ben bu işin perde arkasında kimin olduğunu gayet iyi biliyorum. Bu işi gel, seninle doğrudan konuşalım’ dedi. Ve Trump da ‘benim ne alakam var, bunlar Japonya’nın iç siyasetidir, sizin kendi aranızda’ falan demedi. O da ondan sonra, bugün WSJ’daki habere göre Takaichi’yi aradı, ‘Biraz bu söylemlerin tonunu yumuşatın’ dedi. Adını anmış olayım, Ebru Öztürk benim sevgili gazeteci arkadaşım şu anda Japonya’da ve Güney Kore hattında gidip geliyor. Bugün Japon parlamentosunda bir oturuma katıldı. Bu yeni bir bilgi olduğu için, doğrudan onunla konuştum. Bana ‘Takaichi söylemini yumuşattı ama bugün mecliste fırtınalar koptu’ dedi. Dolayısıyla o ince çizgiyi tutturmaya çalışıyor.
Şimdi Amerika Birleşik Devletleri o halde ne istiyor? Amerika Birleşik Devletleri’nin aslında bir amacı var. Birinci amacı şu; Çin ile ticaret müzakerelerini sürdürmek, bu bir yıllık ateşkesin sonunda nihayetinde kazançlı çıkacağı bir atmosferi inşa etmek. Peki o atmosferi inşa edebildi mi bugüne kadar? Hayır, edemedi. Çünkü Çin’in elinde stratejik kartlar vardı. Burada aslında adeta iki boksör ringe çıktı ve Çin cüssesini gösterdi, ilk raundu galibiyetle tamamladı. Sadece ben değil, bütün Batılı basın kuruluşları, bütün düşünce kuruluşları bunu söylüyor. Nadir elementler meselesi zaten en önemli stratejik kartlardan biriydi. O halde Çin’den nasıl imtiyaz alabilir? Vergi uyguladı, olmadı. Limanlarda tarifleri yükseltti, olmadı. Çipleri kısıtladı, adamlar yeni çipler yaptı. Teknoloji kısıtlamaları da pek fayda ekledi. O halde Asya-Pasifik’i istikrarsızlaştırarak, güvensizleştirerek ve bu işin arkasında da belli belirsiz ABD’nin olduğunu göstererek, hatta kimi zaman altını çizerek, bunu göstererek Çin’den taviz koparmak istiyor. Benim teorim her zaman bu. Kimileri bu işin arkasında Trump’ın olmadığını, Trump’ın aslında çok fazla bu konularla ilgilenmediğini söylese de, benim fikrim güvenlik ortamını istikrarsızlaştırarak Çin’le müzakerelerde taviz koparmak istiyor Donald Trump yönetimi. Bunu da birtakım gelişmelerden anlıyoruz. Sadece Japonya’da, bütün Asya Pasifik genelinde Çin’e karşı bir hazırlık içerisinde. Ne yaptı? Donald Trump Japonya’ya gitmeden önce Güney Kore’ye gitti. Orada ‘Güney Kore’ye ilk nükleer denizaltısını vereceğiz’ dedi. Bu akla neye getiriyor? Elbette AUKUS’u getiriyor değil mi? NATO’nun Asya’daki kardeşi diyebiliriz biz ona. ABD, Birleşik Krallık, Avustralya bir araya geldi. Önce 6’ydı, sonra 8’e çıktı sanıyorum. Avustralya’ya nükleer tahrikli denizaltılar verecekler. Şimdi bir benzerini Güney Kore’ye verecek. Donald Trump cebini dolduracak.”
‘ABD Asya’yı karıştırıyor; Filipinler Asya’nın Ukrayna’sına dönüştü’
Göçmen, Washington’ın Filipinler’i ileri bir karakola çevirdiğini ve bölgeyi bilinçli biçimde gererek Çin’den taviz almaya çalıştığını söyledi. Trump’ın Japonya ziyaretindeki görüntülerin, yeni silah vaatlerinin ve nükleer deneme emrinin bu stratejinin parçası olduğunu belirten Göçmen, Pekin’in bu nedenle doğrudan ABD ile konuşmak istediğini vurguladı:
‘ABD Çin’i denizden, Rusya’yı karadan sıkıştırmak istiyor’
Rusya’ya karşı kuşatma stratejisinin Asya-Pasifik’te Çin’e karşı yeniden uygulandığını belirten Göçmen, Washington’ın Pekin’in denizlere açılmasını durdurmak için müttefikleriyle adım adım bir çevreleme hattı kurduğunu söyledi:
